DUYURU & HABER DETAYI

ORTACA / MUGLA HAKKINDA

Ortaca, Muğla ilinin doğusunda yer alır. Batı ve kuzeyinde Köyceğiz, doğusunda Dalaman ve güneyinde Akdeniz bulunur. Muğla ile Fethiye arasındaki ana karayolu ilçenin kuzeyinden geçer.

Önceleri Köyceğiz'e bağlı bir belde iken 1987 yılında ilçe haline getirilmiştir. Bir doğa harikası olan ve dünyaca meşhur Dalyan, Ortaca ilçesi sınırları içinde bir beldedir. İlçenin turistik açıdan önemli pek çok yeri bulunmaktadır. Ortaca, Muğla ilinin en güzel ilçelerinden biridir. Akdeniz ile Ege Bölgesi sınırında olan Ortaca, İzmir ve Antalya’ya eşit uzaklıktadır. Fethiye ve Marmaris arasının orta yerinde oluşuyla da; adından da anlaşılacağı gibi Ortaca ismini almıştır. Ortaca ticaretin, sanayinin, turizmin, tarım ve hayvancılığın, doğal ve tarihi güzelliğin tümünü bünyesinde kapsayan bir konuma sahiptir. 12 İlçenin bağlı olduğu Muğla İlinde Milas, Fethiye, Marmaris, Bodrum’ dan sonra Ortaca, Ticaret ve Sanayi dalında 5. sıradadır. İlçemizde okuma yazma oranı yüzde yüz olup, sosyal ve kültürel etkinliklerin yoğun olduğu bir yerdir. Gerek iklim gerek toprak yapısı nedeniylede son derece bereketli bir ovaya sahiptir.

Ortaca şehir merkezinden 15 dakikada Sarıgerme Plajı, Aşı Koyu Plajı ve İztuzu Plajına ulaşılır. 30 dakikalık bir sürede de yaylalara ya da Dalaman Çayı üzerinde rafting yapılan merkeze ulaşılabilir. İsteyen hava yoluyla İstanbul Ankara’ ya; isteyen kara yoluyla İzmir ve Antalya’ya sabah gidip akşama dönebilir.

Ortaca’ nın en belirgin özelliğinden biri de; diğer turistik yörelere göre İlçede yaşamın ucuz olmasıdır. Bu nedenle komşu İlçelerden ve Beldelerden alışveriş için insanlar Ortaca’ ya gelir. Hatta Ortaca dışında başka ilçe ve beldelerde çalışmakta olan işçi, memur, vatandaşlar, evlerini Ortaca’dan tercih etmekte ve burada oturmaktadırlar.

ORTACA'NIN TARİHİ
Ortaca topraklarının olduğu yer, Antik Çağ devrinde Karia sınırları içerisindeydi. Hz. İsa'nın doğumundan önce Helenistik dönemde, 12 yıl 8 ay imparatorluk yapan Makedonya Kralı Büyük İskender MÖ. 336 ve 323 yılları arasında tarihin en büyük komutanlarından biridir. MÖ. 334 yılında Büyük İskender tarafından ele geçirilen Karia sınırları içerisindeki Ortaca toprakları da Makedonyalıların olur. Daha sonra Mısır Kraliçesi Kleopatra' nın sahibi olduğu Akdeniz ve Ege sahilleri içinde bulunan Ortaca' da bir süre Mısır egemenliği altında kalır. MÖ. 192 yılında Ortaca toprakları Roma egemenliği altında girer. Selçuklu Türkleri 1100 yılında Anadolu'ya girince, 26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Savaşında Selçuklu Hükümdarı Alpaslan Bey komutasındaki Türk orduları; Bizans İmparatoru Romanos Diogenis ve 200 bin kişiden oluşan askerlerini yenip dağıtmasıyla Anadolu kapıları Türklere açılır. Böylece Ortaca' da İstanbul haricindeki diğer Anadolu bölgeleriyle bir Doğu Roma sınırlarından çıkar. Selçuklu Türkleri Anadolu' nun tamamına hakim olurlar.

1261 - 1451 yılları arasında Anadolu Beylikleri Döneminde Ortaca Menteşeoğulları hâkimiyetinde kalır. 1451 yılında Osmanlı İmparatorluğu zamanında, Padişah Fatih Sultan Mehmet döneminde Menteşe Beyliğiyle beraber Ortaca, Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. Menteşeoğlu Orhan Beyden, Fethiye İlçesi ile Ula İlçesi arasındaki toprakları Hasan Çavuş satın alır. Ortaca topraklarının sahibi Hasan Çavuş, bu gün ki Akkuyu mahallesinin olduğu bölgeyi; Göçebe Yörüklerinden Teke Aşireti' nin Sarı Tekeli kolu Cinaliler sülalesine satar. Kurtuluş Savaşı yıllarında Ortaca işgalden etkilenmez. 600 yıl hükümdarlık süren Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasından sonra, 1923 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti kurulur.

Göçebe olan Cinaliler sülalesi içinde o yıllarda develerin, atların, katırların heybelerini ve çadırların dikimini yapan kişinin adı da Ali' dir. Dede ismi Cin Aliler olarak anılan bu sülalede ki Terzilik becerisi diğer köylerde ün salınca; Ortaca' nın adı 'Terzi Aliler' olur. O yıllarda İlçemizin yerleşim alanı bugün ki Ortaca - Dalaman çıkışındaki trafik lambalarının ve bugün ki Hükümet Konağı nın olduğu yerdir. Bu bölgede 2 değirmen 2 kahve, cami, karakol ve bir kaç bakkal ile bir nalbant bulunmaktadır. Haşim Yılmaz ilk muhtardır.

Bu arada Denizli'den Sabri Başoğlu, Hasan Çavuş sülalesinden bu günkü Ortaca merkezinin olduğu yerleri satın alırlar. Terzialiler köyü büyümeğe başlar, Muğla ile Fethiye arasında olması nedeniyle halk Terziali' ler isminin ORTACA olmasını; dönemin Muğla Valisi Recai Güreli' ye iletir.
1943 yılında Terzialiler adı ORTACA olarak değiştirilip resmiyet kazanırken aynı zamanda Nahiye olmuş; 1987 yılında da İlçe statüsüne kavuşmuştur.

Ortaca'nın Yeryüzü Şekilleri

Dağlar-Ovalar
Anadolu'nun kuzey ve güneyinden uzanan dağ zincirleri, Ege'ye yaklaşırken, denize dik olarak, yavaş yavaş alçalırlar. En geride Batı Toroslar'ın yüksek tepeleri sıralanır. Onları Gölgeli dağlar (Sandıraz) izler. Bu dağların en yüksek tepesi 2294 metre ile Çiçekbaba dağı'dır. Daha sonra Kızlan dağları ile ovaya iniş başlar.

Akarsular
Dalaman Çayı: Köyceğiz Ortaca ve Dalaman ilçelerimizden geçen çay, antik dönemden günümüze birçok ad değiştirmiştir; İndos, Karanfilli ve Gocaçay. Dalaman çayı Akdeniz ve Ege Bölgesini birbirinden ayıran doğal sınırdır. Uzunluğu 196 km.dir.

İklimi - Bitki Örtüsü

İklim
Yöremiz, Akdeniz ve Ege bölgeleri iklim özelliğine sahiptir. Yazlar; sıcak ve kurak, kışlar; ılık ve yağmurludur. İlkbahar karsız ve çok değişken, sonbahar da kısa ve kış rejimine dönüktür. Kışın yüksek tepelerde kar görmek mümkün iken, yerleşim yeri olan ova ve sahil kesimine kar hemen hemen hiç düşmez.

En yüksek, en düşük ve ortalama hava sıcaklıkları ve bağlı nem değerleri aşağıdaki tabloda verilmiştir:

Ocak Ağustos
Ortalama 9.2 °C 27.5°C
En yüksek 23.0°C 43.0°C
En düşük -7.0°C 15.6°C
Bağıl Nem Oranı %-70.0 57.0
Ortalama nem oranı % 65'dir.

Deniz suyu sıcaklığı ortalama 20°C'dir. Yaz aylarında 28-30°C'a kadar yükselir.

Bitki Örtüsü
Ortaca, Akdeniz iklim kuşağının tipik bitki örtüsüne sahiptir. Muğla bölgesindeki toprakların %74'ü orman ve fundalık, %15.8'i ekili ve dikili alan, %5.6'si tarıma elverişli yerler ve %4.6'si çayır ve meralardır.

Ormanlarımızı oluşturan ağaçlar, meşe, sığla (günlük), sandal karaağaç, çınar, akçakesme, ladin, okaliptus (sulfata), sakız, funda, söğüt, kavak, defne, akağaç, iğne yapraklı ağaçlar kızılçam ve karaçam , yükseklerdeki yemişe gıcırdikeni, mersin, zakkum, pırnal, keçiboynuzu ve defne ile bodur ürün olarak kekik, adaçayı, harnup (hırnap), meyankökü ve hayıt'tır. Bu bodur ürünler ülkemizin ekonomisinde önemli bir yer tutarlar.

Ortaca doğal kaynakları, turizm tesisleri ve kültürel değerleri bakımından turistik çekiciliği olan bir yöredir. Sarıgerme ve Dalyan gibi iki önemli turizm beldesine sahip Ortaca Fethiye- Marmaris ve Muğla üçgeninin ortasında yer almasıi ve Dalaman Havalimanına yakınlığı nedeniyle önemli bir konuma sahiptir. Dalyan kanalından İztuzu kumsalına doğru giden yolda, 5000 yıldır canlılığını koruyan kaya mezarları, çam ormanları, günnük ağaçları, nesli tükenmekte olan Caretta Caretta kaplumbağalarının yaşam alanı olan İztuzu kumsalları ve antik kent kalıntılarının bulunduğu, ince kumu temiz denizi ve dogal güzelliğiyle Sarıgerme Plajı önemli çekim değerleridir.

Kültür ve Turizm

KÜLTÜR
Hızla büyüyen Ortaca' da bugün yerli halktan daha çok dışarıdan gelip yerleşen vatandaşlarımız vardır. Ortaca yerlisinin kalan son kuşakları, Anadolu geleneklerine bağlı giyim tarzı yanında; örf, adet, geleneklerine bağlı bir yaşam sürdürmektedir. Köylerimizde hala imece usulü yardımlaşmamın yanında, yerli halkın dışarıdan gelen vatandaşlara da hoşgörülü davranması; bölge insanımızın misafirperver ve yardımseverliğinin bir göstergesidir. Ortaca yerlisinin sanatsal ve kültürel yönlü çalışmaları eskiye dayanır. 1969 yılında, Ortaca' da henüz elektriklerin olmadığı dönemde tiyatro ve folklor ekipleri oluşturulmuştur. 1992 yılında ilk kez Ortaca Festivali yapılmış olup, her yıl 5 Haziran Dünya Çevre Gününü kapsayarak, Ortaca Çevre ve Turizm Kültür Festivali adı altında yapılır. Muğla ili içerisinde en çok Kültürel ve sanatsal etkinliklerin yapıldığı ilçe Ortaca' dır.

TURİZM

DALYAN 
Köyceğiz Gölü’nü denize bağlayan ve antik dönemde Calbis adı verilen fiyort tipi doğal kanalın kıyısında şirin bir tatil beldesi var, adı Dalyan! Turizmin hızla gelişmeye başladığı yıllarda artan yapılaşma tehditi, 1998 yılında bölgenin Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmesiyle kontrol altına alındı. 

Uzun yıllar boyunca doğallığı bozulmamış bir köy olarak kalan belde bugün de aşırı yapılaşmadan uzak. Ama eski yapılardan neredeyse hiçbir şey kalmamış ne yazık ki! 

Kimisi şehir merkezinde, kimisi şehir girişinde çok sayıda otel, pansiyon ve lokantalarıyla tam bir tatil beldesi. Daha çok günübirlik geliniyor Dalyan’a ama çevrenin doyasıya tadına varmak için en az 2-3 gününüzü ayırmalısınız. 

Dalyan, adını buradaki doğal kanallar ve bu kanallar üzerinde yüzyıllardır yapılan dalyan balıkçılığından almış. En çok kefal yakalanıyor ve çevredeki lokantalarda başka yerde bulamayacağınız kadar uygun fiyatla yenebiliyor. Kefal satın almak isterseniz, kooperatiften alabilirsiniz. (Dalyan - İztuzu kanal yolu üzerinde) Fiyat da son derece uygun. 

TEKNE TURU 
Dalyan’da kanal kenarında tekneler sıralanıyor. Kaptanların hepsi çok küçük yaşlarda başlıyorlar bu işe. Doğal kanal onlar için gezilip görülecek bir yer olmaktan çok öteye anlam taşıyor. Adeta hayatın bütün anlamını. Dolmuş usulü veya kiralayarak İztuzu sahili, antik Kaunos kenti ve kaya mezarlarıyla, çamur banyolarına gezi düzenliyorlar. Kanal Köyceğiz gölünden beslenerek denize akıyor. 

ÇAMUR BANYOLARI
Dalyan Kanalının karşı kıyısında, Köyceğiz ilçe sınırlarında Çandır ve Sultaniye köylerinin pek çok yerinden kaplıca suyu çıkıyor. Sıcak kükürtlü sular, başta romatizma ve cilt hastalıkları olmak üzere pek çok derde deva. Ama, Dalyan merkezine yaklaşık 15 dakika uzaklıkta olan ve tekneyle gidilebilen günübirlik tesislerin de bulunduğu Çamur Banyosu ve kaplıca bir turistik animasyon merkezi olarak gelişti. 

Daha çok yabancı turistlerin soyunup çamura bulandıkları ve sonra da hatıra fotoğrafı çektirdikleri Çamur Banyosu her zaman kalabalık ve renkli görüntüler sunuyor. Cilde iyi geldiği söylenen ama sağlığın ötesinde animasyon yönü öne çıkan çamur banyosunu siz de deneyip bu hoş anıyı bir fotoğraf kartında kalıcılaştırabilirsiniz. 

Caretta Caretta kaplumbağaları dışında, bu akarabaları kadar popüler olmayan Nil kaplumbağaları da (Trionyx Tringulus) kanalın göle yakın kısımlarında yaşıyorlar. 

Yörenin dünyanın pek az yerinde yetişen bir de sığla ağacı (Liquidamber Oriantalist ) var. Marmaris'ten Fethiye'ye uzanan bölgede yetişiyor Sığla ağacı. 

Uzun kumsallı denizi de ayrı bir güzellik sergiliyor. Sözün kısası deniz, kumsal, güneş üçlüsüne eşlik eden tarih ve doğa zenginliği ile güzel bir tatil beldesi Dalyan. Yakın çevrede gezilip görülebilecek yerler de çok. 

CARETTA CARETTALAR 
Dünyada soyu tükenmekte olan canlılar listesinde yer alan bu sevimli deniz kaplumbağaları, yumurtalarını bırakmak için Dalyan'daki İztuzu Plajı'na geliyor. Fransa, İtalya ve Uzakdoğu ülkelerinde lüks yiyecek olarak tüketilmesinin yol açtığı aşırı avlanma, Caretta Caretta neslinin neredeyse sonunu getirmiş. Dalyanlıların çabalarıyla şu an İztuzu Plajı koruma altında. Caretta Caretta'ların boyları 115 ile 150 santim arasında değişiyor. Ağırlıkları ise 150 kiloyu bulabiliyor. Kabuğu toprak, karnı ise turuncu (oranj) renginde. Genellikle yosun yiyerek beslenen Caretta Caretta'lar koloniler halinde yaşıyor. Ömürlerinin ortalama 70 yıl olduğu tahmin ediliyor. Normalde 2-3 yılda bir yumurta yapan Caretta Caretta'lar oritasyon adı verilen bir içgüdüyle yumurtalarını sadece kendilerinin dünyaya geldiği kumsala bırakıyor.
Çeşitli çukurlar açan kaplumbağa (belki yumurtaların hangi çukurda olduğunun belli olmaması için, belki de nem oranını kontrol ederek en uygun yeri seçiyor) 80 ile 100 arasında yumurtasını bu çukurlardan birine gömüyor. Yavrular 1,5-2 aylık kuluçka döneminden sonra gece vakti yumurtadan çıkıyor ve ufuk aydınlığını kullanarak denize doğru yöneliyor. İztuzu Plajı'nda kuluçka dönemi mayıs-temmuz ayları arasındaki 55-60 günlük zaman aralığı. Yavrular temmuz ayı başlarında yumurtadan çıkıyor ve bu olayın eylüle kadar devam ediyor. Uzmanlara göre, her yüz yumurtadan çıkan bir, iki yavrunun yaşaması bu canlıların neslini sürdürmesi için yeterli. Yumurtadan çıkan yavrular, eğer çevrede başka bir ışık yansıması varsa ölümlerine neden olacak yanlış hedeflere yöneliyor. Bu nedenle gün batımından doğuşuna kadar İztuzu kumsalına girmek, yerel yönetimler tarafından yasaklanmış.


İZTUZU SAHİLİ 
İztuzu sahili dev kaplumbağalar Caretta Carettalar ile dünyaca ünlendi. 
Kumsalın bir ucunda İstuzu Plajı tesisleri, öteki ucunda da Dalyanağzı Günübirlik Plaj tesisleri yer alıyor. Kumsal kilometrelerce uzanıyor. 

İstuzu plajına Dalyan’dan karayoluyla ulaşılıyor. Dalyan’dan çıkan asfalt yol deltayı, Sülüngür kıyısını izleyerek köylerden geçerek iniyor plaja. Plaja yaklaştıkça yükselen yol üzerinde fotoğraf çekmeye uygun açıklıklar oluşuyor. Tüm deltayı ve kumsalı içine alan bir panorama bu. 

Dalyan ağzı plajına ise Dalyan’dan kalkan dolmuş tekneler götürüyor. 
Caretta caretta türü dev kaplumbağalar, yumurtlamaya İstuzu kumsalına geliyorlar. 

Kumsalın gerisinde kalan İstuzu ve Dalyanağzı Plai tesislerinde Kabinler ve soğuk birşeyler içebileceğiniz büfeler var. Şemsiye de kiralanabiliyor. Ancak şemsiyelerin yumurtalara zarar vermemesi için önlem de alınıyor. 

İztuzu Dalyan ağzı Plajına Kanaldan da, sürekli sefer yapan motorlarla gidebilirsiniz. Göl suyunu denize bağlayan küçük bir doğal kanal kumsalı boydan boya bölüyor. Denize girip, kumsalda güneşlendikten sonra öbür yanda gölün tatlı suyuyla duş yapabilirsiniz. Hem tuzlu, hem de tatlı suda yüzebilme olanağı büyük keyif veriyor insana. 

İztuzu Caretta Caretta'ların ötesinde bir doğa harikası. Bulmaca labirentlerinde gördüğünüz türden müthiş bir görünümü var. Sanki denize uzanan 5400 metrelik bir kumdan ok dolana dolana gidiyor sazlıklar eşliğinde. 

Bu arada tekrar hatırlatalım:. Dalyan kanallarında hemen her mevsim boyu 1 metreyi bulan kaplumbağalar görebilirsiniz. Nil Kaplumbağaları olarak bilinen bu türün Caretta Caretta’larla ilgisi yok. Ayakları tırnaklıdır ve balıkla beslenirler. 


KAUNOS ANTİK KENTİ 
Dalyan’dan tekneyle gelinen ören yeri iskelesinden on dakikalık bir yürüyüşle Kaunos antik kentine ulaşılıyor. Denizden yatla gelenler Delikli Ada çevresinde demirleyip tekneyle iskeleye çıkabiliyorlar. 

Kaunos ticari açıdan önemli bir liman kentiydi. Zamanla denizin alüvyonlarla dolmasıyla liman özelliğini kaybetti. 

Tarihin babası Heredot’a göre Kaunoslular Karia’nın yerli halkındandı ama kendilerini Giritli sayıyorlardı. Coğrafyacı Strabon da Kaunos’un tersanesinin ve ağzı kapanabilen bir limanın bulunduğunu yazıyor. Kenti ikiz kızkardeşi ile uygunsuz ilişki kurduğu için sürülen Miletos’un oğlu Kaunos kurmuş. Dalyan’dan da görülebilen kaya mezarları ise MÖ. 4. yy’da yapılmış, daha sonraları Roma döneminde de kullanılmış. 

Lykia tipi mezarların içinde ölülerin üzerine yatırıldığı üç taş yatak bulunmaktadır. Cephede iki İon sütunu, sütunların üzerinde firiz ve alınlık görülmektedir. Alınlıkların birinde arslan kabantmaları vardır. Kentin limanı akropolün aşağısındaki Sülüklü Göl’dü. O zaman deniz Kaunos’un akropolüne kadar gelmekteydi. 

Perslerin Anadolu’yu bütünüyle ele geçirmesi üzerine kent Mausolos’un yönetimine girdi. MÖ. 334’de İskender’in Persleri yenmesi üzerine Prenses Ada’nın, sonra Antigonos’un, daha sonraPtolemaios’un yönetimine girdi. Rodos Krallığı, Bergama Kralığı ve Roma egemenlikleri altında kaldı. Limanın dolmasıyla önemini yitirmeye başladı. 

Akropol 152 metre yükseklikteki tepeye kurulmuştur. Surların kuzey yönünde olanı orta çağdan kalmadır. Uzun sur limanın kuzey yönünden başlayıp Dalyan Köyü’nün ilerlerindeki sarp kayalığa kadar uzanıyor. Surun kuzey kısmı Mausollos döneminde yapılmıştı. Kuzeybatı yönündekiler Hellenistik dönemdendir. Limana doğru olanlar ise Arkaik Devir’den kalmadır. 

Tiyatro Akropol’ün eteğindedir. 33 Oturma sırası bulunmaktadır. Tiyatronun batı yönündeki yapı kalıntılarından biri bazilika tipi kiliseye aittir. Diğerleri Roma Hamamı ve Tapınağa aittir. 

Aşağıda tamamlanmayan bir daire biçiminde örülmüş ve yivsiz sütunları bulunan yapının arkasında üç basamakla yükseltilmiş podyum bulunuyor. Burada tapınağın kalıntıları görülüyor. Daire biçimindeki yapının ne olduğu ise bilinemiyor. Eski liman olan Sülüklü Göl’ün kuzeyinde yapılan kazılarda stoa ortaya çıkarıldı. Çevresinde bir çok heykel kaidesi bulundu, ama heykeller bulunamadı. Stoanın yakınındaki çeşme restore edilmiştir. 

Surları ve kuleleri bütünüyle görmek için uzunca bir keşif gezisine çıkılması gerekiyor. 

SÜLÜKLÜ GÖLÜ VE ÇANDIR KÖY
Kaunos antik kenti sonrasında isteyenler tekneyle Kaunos’un şimdi Sülüklü adı verilen göle dönüşen antik limanına ve Çandır köyüne çıkabilirler. 

Çandır köyünün iskelesinde gezi tekneleri sıralanır her zaman. İstuzu’na yanaşan yatlara hizmet verir bu tekneler. Alır Dalyan’a ve Çamur banyosuna taşırlar yat müşterilerini. 

İskelede kayalara oyulmuş kovuklar çarpacaktır gözünüze. Bunlar, Kaunos’a yük taşımak için antik limana yanaşan gemilere fener görevi gören dev ateşlerin yakıldığı kovuklardır. 

Antik Kaunos'un tersanesi olan köy limanından 15 dakika yürüyerek köy meydanına ulaşılıyor. Tepelere çıktıkça da, bütün Dalyan deltasını, İztuzu kumsalını, Kaunos'u kuşbakışı görmek mümkün. Çandır köyü kadınlarının gözlemeleri ve yayık ayranı da bu gezinin ödülü. 


DALYAN ÇEVRESİ
Dalyan’dan İstuzu kumsalı, Dalyanağzı plaj tesislerine ulaştıran yolun son 1 km’sinden plaja inmeyip sola tepelere çıkan yol, Dalyan’ı ayaklar altına seren Radar (Türk Telekom) kulesiyle, Aşı koyuna götürür. 

Yolun büyük bölümü asfalttır ve çam ağaçları içinden dolana kıvrıla çıkar dağın doruklarına çıktıkça her dönemeçte Dalyan Deltası bir başka güzel serilir ayaklar altına. . 

Radara giden yol stabilizedir. Kulenin bulunduğu tepeye çıktığınızda olağanüstü bir manzarayla karşılaşacaksınız. Bir yanınızda, deltası, kanalları, kumsalı ve şehriyle tüm Dalyan, ileride Köyceğiz gölü ve Köyceğiz, daha ötelerde Sandras dağları, batınızda sarp yamaçların denizle buluştuğu koylar, biraz ileride Sarıgerme sahili ve Babaada... 

Yola devam edenler, mavi yolculuk teknelerinin çok sevdiği Aşı koyuna ulaşırlar. Piknik yapmak, gözlerden uzak denize girmek için idealdir bu koylar. 

TEKNE VE MEHTAP TURLARI
Dalyan ya da Marmaris çıkışlı tekne turlarında, Dalaman yönünde Aşı ve Bakardi koyları, Ekincik tarafında ise Ekincik körfezi içindeki koylar, özellikle de Semizce koyu ziyaret edilir. 

Ayrıca geceleri Dalyan çıkışlı mehtap turları da yapılır, ayın dolunay olduğu evrelerde. Dalyan çıkışlılarda kanallarda dolaşılır, sonra İstuzu kumsalına ve denize çıkılır. Tur müzikli ve eğlencelidir. İsteyenler ayın ışığıyla oynaşan sulara da bırakabilirler kendilerini. 

SARIGERME
Dalaman Havaalanına yakınlığı ve modern konaklama tesislerinin hizmete girmesiyle bir anda popülerleşen bir turizm merkezi oldu Sarıgerme. Sırtını çamlara dayamış Sarıgerme sahilinde ince kumsalla çamların amansız mücedelesi sürmüş yüzyıllar boyu. Tarihte Pisilis antik kuruluymuş bu sahillerde. Kent şimdi kumların altında. 
Kazı çalışması yapılmadan bölgenin turizme açılmasıyla ve otellerin yapılmasıyla Pisilis tarihin ve kumun derinliklerinde yaşamaya mahkum edilmiş. 

Sarıgerme, Osmaniye köyünün sahilinin adı. Köy sahilden 850 m içeride. Sarıgerme adı, Osmaniye’nin içinden geçen ve kumsalı bölen Sarıçay’la ilişkili. Sarıçay ormandan kesilen kerestelerin denize taşınmasından kullanılırmış. Keresteler denize kaçmasın diye de deniz bağlantısı kapatılırmış. Bu işleme “germe” denirmiş. Sarıgerme adı da böyle oluşmuş. 

7 km uzunluğundaki kumsalı, sığ denizi ve biraz açıktaki Baba Ada’sıyla Sarıgerme tam bir tatil cenneti. 
Düne kadar tam bir mezbelelik olan kumsal, bölgede kurulan derneğin girişimleriyle temizlenmiş, büfe, duş-wc, şezlong ve şemsiye, kabinlerin yanında Osmaniye köyüne çekçek bağlantısı gibi hizmetler sağlanmış. 

Lüx otellerin aldığı bütün hizmetler böylelikle, Osmaniye köyü içindeki pansiyon ve küçük motellerde kalanlar tarafından da alınmaya başlamış. Sahil düzenlemesi ve bakımı için girişte küçük bir katkı payı alınıyor. 

Kumsalın açığındaki Babaada, Marmaris Göcek arasında dolaşan teknelerin ve yatların uğrak yerlerinden biri. Adanın Sarıgerme’ye bakan yüzü korunaklı ve tekneler bu yüze bağlanıyor. Adanın arka yüzü ise kayalık ve dalma meraklıları için uygun. 

Kendinize güveniyorsanız adaya yüzebilirsiniz. Sonra da tepesine çıkıp doyumsuz manzarayı seyredebilirsiniz. 

Sarıgermede uzun kumsal boyunca yürüyüş te yapabilirsiniz. Ayaklarım yanar ya da acır diye düşünmeyin. Bileklerinize kadar yükselen su ve ince kum hem yürüyüşü kolaylaştırıyor, hem de bir masaj etkisi yapıp, kasları rahatlatıyor, güçlendiriyor. 


PİSİLİS ANTİK KENTİ
Sarıgerme'deki îberotel sınırları içinde kalıyor: Halen görülebilen harabeler, duvarlarla çevrili şehir merkezi (M.S. 4 ve 6. yüzyıl ), bunun dışında kalan birkaç büyük yapı ve mezarlık... Şehir merkezi kayalık bir tepe üzerine kurulu. Antik kent kalıntılarından, Pisilisin şehir yapısının dar caddeler ve sokaklar, birbirine yakın dar ve genellikle iki katlı evler şeklinde olduğu tahmin ediliyor. 50-70 cm. kalınlığındaki dış duvarlar taş, tuğla kırıkları ve horasanlar (Roma betonu = Opus Caementitium); damlar ise tahta kalaslardan ve kerestelerden yapılma (kalaslar hala görülebilmekte)... Şehir duvarlarının yüksekliği yaklaşık 10 metre, kalınlığı ise 3 metre kadar ve bunlar da Roma betonundan inşa edilmiş. Şehrin yaklaşık dörtte biri, güneydoğudan gelen göçmen kumullarla örtülmüş. Şehir duvarlarının dışında, otel bungalovlarının olduğu bölümde bir anıt mezarın heybetli taş kütle-temeli bulunuyor. Üçlü bazilikanın kalıntıları, batı duvarının batısında ve "Büyük Nischen-Bazilika" kalıntıları kuzey duvarının kuzeyinde yer alıyor. Mezarlığın kalıntıları (tahminen krallık zamanının nekropolü) otel bungalovlarının güneydoğusundaki tepeden görülebilirken, kayalık arazide beşik tonozlu evler ve büyük bir hol dikkat çekiyor. Sahilin önünde bulunan Babaadası'nda da bir Roma mezarlığının kalıntıları yer alıyor.

The Ruins located on the border of the Iber Hotel in Sarigerme shows the remains of the ancient town of Pisilis, located near to the hotels bungalows is a majestic stone mass resembling a cenotaph. Ruins have also been urıcovered in the town centre, surrounding walls, large buildings and graves have also been discovered. From archaeological research it is believed that Pisilis town once consisted of narrow avenues and streets, and generally two floored narrow houses constructed close to each other, with staircases erected on the external walls in some cases. Outer walls were made of stone, brick and mortar (made from brick dust and lime) - also known as Roman concrete (Opus Caementitium) which was 50- 70 cm thick. Roofs were made wooden boards which can still be seen today. The Town walls were approximately 10 meters high and 3 meters thick and these were made of Roman concrete Togo. Approximately one fourth of the city has been covered by incoming dunes from the southeast.Triple basilica ruins are found at the west of west wall and "Great Nischen Basilica "ruins at the North of the North wall. Grave ruins (estimated to be from the nekropol kingdom time) are seen from the hill on the southeast side of the hotel bungolows. The ruins of Roman graves may also be faund on Baba Island.

Mert Bilgiç